Süper Lig’in Ardindan

Merhaba,

Dün itibariyle, 2009 – 2010 Turkcell Süper Ligi sona erdi. Benim acimdan sevindirici bir son olmadi malesef. Tuttugum takim olan Galatasaray, malesef ligi cok iyi kadro yapisina ragmen ücüncü sirada bitirdi ve UEFA Avupa Ligi’ne gitmeye hak kazandi.

Digerlerini bilemem, ama bu beni pek de tatmin etmedi. Zira benim takimimdan her daim beklentim, en azindan Türkiye’de sampiyonluk olmustur. Bunu saglamayan seyler(ikincilik, Türkiye Kupasi finali, vb.) beni mutlu etmez. Bunun nedeni de, gelisme cagimda yasadigim günler. Anlatayim: Ben 1985 yilinda dogmusum. Adimin Cevat olmasi isten bile degilmis. Dogumum beklenenden bir kac gün önce gerceklestigi icin, babam ve amcam o gün Galatasaray – Samsunspor macinda imis. O gün aralarinda konusurlarken, ilk golü atanin adini alacagim konusu da gecmis. Zira su anda adim Tanju, Semih, Ugur, vb. olabilirdi. Ama ilk golü Prekazi atinca, Cevat konmamis adim. Iste aslinda benim Galatasaray’la tanisikligim oralara dayanir. Sonrasinda da zaten sayisiz(gercekten sayisiz) yerli ve yabanci zaferler de gelince, ben de kendim icin citayi bu denli yüksege koydum. Alismis gercekten de kudurmustan betermis.

Gelelim bu sezona. Bu sezon, muhtesem bir baslangic yapti Galatasaray. Cok sayida macin ardindan mac basina atilan gol ortalamasi 3-3.5 arasinda geziniyordu. Bu ortalama, bir cok kisinin hayal bile edemeyecegi bir ortalama olmasina ragmen, “birileri”nin hosuna gitmemisti. O kisiler de basinla iliskileri malum oldugundan, büyük hoca Frank Rijkaard hakkinda “Adam ortalama 3 gol atiyor ama 1 de yiyor. Böyle olmaz.” seklinde yazmaya/konusmaya basladilar. Hollanda’da basina güvenilecegini ögrenmis olan Rijkaard da normal olarak bu kadar fazla kisiyi dinleyerek sezon boyu üzerimizde kara buluta dönüsen defans anlayisina döndü. Servet ve Mustafa Sarp da bekleneni veremeyince, grafik düstü. Buna Kadiköy’deki “cok masum, küfürsüz” macta, süper orta sahanin Milan Baros’u 6 ay sahalardan uzak birakip, kart bile görmedigi pozisyonun sonucunu da eklersek, forvetsiz gecen haftalarla karsi karsiya kaldik. Tüm bunlarin yani sira, diger takimlarin da Ersun Yanal’dan kalma “gecince indir” taktigini uygulamasiyla, Galatasaray takiminin birkac hafta yedeklerini bile tamamlamakta güclük cektigi bir tablo cikti. Buna muhtesem(!) saglik ekimibizi de eklersek (Acibadem Hastanesi’nin saglik ekibinin sahibi Fenerbahce kongre üyesi olmasindan dolayi kötü tedavi ettigi komplosuna inanmak istemiyorum), iyi olmayan günler basladi. Kaybedilen sacma puanlar falan derken, sezon sonu geldi ve sezonu ücüncü sirada bitiren bir Galatasaray cikti ortaya.

Peki tüm bunlar olurken, yurt disinda durum neydi? UEFA kupasi gruplarinda muhtesem bir performans sergilememize ragmen, sakatliklar, vesaire nedeniyle bu yilin sampiyonuna kilpayi denebilecek sekilde elenerek bekleneni veremedik. Dedigim gibi, beklentiler yüksek olunca, insanin cani sikiliyor.

Ve dün sezon bitti. Bir sürü insan var, ezeli rakibimizin sampiyonlugu kaybetmis olmasina sevinen. Ben Bursaspor macindan beri farkli düsünüyorum. O macta galibiyete oynanmaliydi ki öyle yapildi, cünkü Sampiyonlar Ligi’ne girebilme olasiliginin ortaya cikmasinin tek yolu oydu. Olmadi. Daha fazlasi da benim acimdan cok da önemli degil. Sadece o sevinip de sonradan aglayan insanlari görmek beni sevindiriyor, o kadar. Sadizm degil bu, aynisi Besiktas’a olsa o kadar sevindirmez. Nedeni Fenerbahce’nin cok iyi olmasi ve bizim onlari kiskanmamiz da degil. Mesele baska. O kadar artiz artiz takilip bir baltaya sap olmayan isler yapip onlarla övünüyorlar ya, Allah da iste böyle cezalandiriyor. Bir önceki seans olan 2006 yilinda kombine sahibi olarak son macta da Ali Sami Yen Stadyumu’ndaydim. O 16 dakika ve sonrasini hala animsarim. O duyguyu o zaman da simdiki kadar yogun yasiyorum.

Bundan iki üc gün önce “Koyduk mu?” yapanlarin sesi kesildi simdi. Sevindigim de o zaten. Yoksa bana ne kim sampiyon olursa olsun, ben olamadiktan sonra. Nasilsa Fenerbahce’nin somut anlamda Galatasaray’in yanina yaklasip o basarilara imza atmasi en azindan 5-10 sene. En azindan dedigim de, bugün baslasalar, ancak o kadar zamanda yetisirler, biz bir sey yapamazsak bile. Bunu kupa sayilarindan anlamak mümkün. Daha fazla da uzatilacak bir konu degil zaten.

Bugün ayrica 17 Mayis’in da 10. yildönümü. Bir sözü var tribünlerin: “Ekimler sizin, Mayislar bizim” diye. Kutlu olsun Galatasaray’im!

Altug

ps: Keske su UEFA’nin gerisi de gelse. Bu alinmisinin ilk ve tek ve en olmasini degistirmez, ama yine de daha fazla olmasi mutlu eder beni. Bunun arkasina siginarak gelisemiyoruz artik. Bu ciddi bir tehlike.

Yorum Gönderin

Bir Cevap Yazın