Diziler Üzerine

Su yazimi okuyup da “Lan ne kadar da sert bir yazi. Dizi de mi izlemesin insanlar” diye düsünen var midir bilmiyorum. Bu tip bir yanlis anlamayi engellemek icin yaziyorum bu yaziyi.

Simdi, söyle bir sey var. Orada da bahsetmistim, ben de dizi izliyorum. Üstelik sadece yabanci dizi izleyip artistlik yapar gibi görünenlerden de degilim. Türk dizisi de izliyorum. Üstelik kimin eli kimin cebinde belli degil kivamindaki “Kavak Yelleri” dizisini izliyorum. Olaylarin sacmaliginin, senaryonun basitliginin, oyunculugunun cok iyi olmamasinin da farkinda olarak üstelik. O kadar da aci yani olay aslinda düsününce.

Peki neden izliyorum? Bu sabah farkettim bunun nedenini. Nedeni su, özeniyorum. Evet evet, özeniyorum. Bir önceki yazimda da bahsettigim gibi, sosyal iliskileri sonradan toparlayabilmis birisiyim ben. O yüzden de yoklugu cok koyuyor. Artik sikildim devamli bir seyleri tek basima halletmekten. Yanimda birilerini ariyorum eski hayatimdan. O cok mutlu eden insanlari özlüyorum hayatimdaki. Tüm bunlari da buradakilere haksizlik yapmadan yapiyorum(Yanlis anlasilma olmasin, herkesin yeri ayri). Bu yüzden izliyorum iste o diziyi. Karakterler yasca bana yakin olduklari icin, kendimi onlarin yerine koyabiliyorum zorlanmadan. Ve o arkadasligi özlüyorum. O yüzdendir ki, izledigim tüm diziler arkadaslik üzerine: How I Met Your Mother, 100 Questions, vb.

Sunu düsünüyorum zaman zaman: Su anda bana fiziksel olarak kötü bir seyler olsa, ne olur? Ölsem mesela, birileri farkedene kadar 2-10 gün gecer. Polisler bulur lan ölümü. Kimsenin dikkatini cekmez, zira derler ki “Ders calisiyordur ya. Ya da iste falandir”. Zira su var, burada Istanbul’daki hayattan farkli olarak birbirini öylesine arayip soran kimse yok. Biz Türkler(sonradan gelenler, Alamancilar degil) bu kivama ulasamasak da, arada sirada bir seyler yapiyoruz. Ama öyle zaman oluyor ki, gercekten birbirinden haberi olmuyor insanin. Cünkü buradaki hayat bunu gerektiriyor. Bireysel bir hayat yasiyorsunuz buralarda. Devamli yapmaniz gereken seyler var, ve herkesin ve her daim var. Mesela üniversitede istediginiz sinavi istediginiz zaman yapabiliyorsunuz(En azindan master seviyesinde öyle). Bu yüzden de kimin ne zaman bos zamani oluyor belli degil. Sömestr kavrami harc ödemek disinda yok. Bu yüzden de kimse kimsenin neler yaptigini bilmiyor. Birine telefon ettigimde önce “Nasilsin?” dedim diye alaya alindigimi biliyorum. Daha ne diyeyim? =) Farkli kültürler olayi böyle bir sey iste. O günden beridir Alman biriyle telefonlasacaksam, direkt konuya giriyorum mesela artik. Ama ögreniyorum.

Yalniz yasamak, bir sürü insan gibi benim de istedigim bir seydi. Simdi o zamanalar istedigim seyi yapiyorum. Sikayetci miyim, degilim aslinda. Ama yalnizlik zor, gercekten zor. Cünkü benim düsündügüm oradaki hayatimin da burada bir sekilde devam edecegiydi. Dedim ya, farkli kültürler, farkli hayatlar, farkli hayat tarzlari ve gereksinimler. Olmadi. Demek ki neymis? Insan bilmedigi ya da daha önce tecrübe etmedigi seyleri yaparken dikkatli olmali, önceden beklentilere girmemeliymis. Her evden uzak yasam Avusturya’daki gibi olmuyormus. Anlayana kadar zaman geciyor. Ama insan her seye alisiyor iste, öyle ya da böyle alisiyor. Alistiktan sonra üzülmüyor mu? Üzülüyor yine, ama alisiyor ona da.

Dün gece proje yaptigim bir grupla birlikte gec saatlere kadar fakültedeki bilgisayar laboratuvarinda kaldik. Birkac saat icinde teslim etmemiz gereken bir proje var. Bize sans dileyin a dostlar.

Yorum Gönderin

Bir Cevap Yazın