Otuzbeşbuçuk

Türkiye’nin en yaşanası şehri güzel İzmir’den herkese merhabalar! Bir süredir Türkiye’deyim ve kısa bir süre İstanbul’da kalıp güzel bir kaç gün geçirdikten sonra amcamın yanına, İzmir’e, güzel İzmir’e geldim.

İzmir’i, Ege’nin incisi olduğundan olsa gerek, çok ama çok seviyorum. Bu kadar güzel bir şehir, güzel insanlarla birleşince çok hoş bir yer oluyor. İnsanlara bir şey sorduğunuzda sizden kaçmıyorlar, yüzünüze bakıyorlar, göz göze gelince selamlıyorlar, vb.. Bu tip şeyleri en son Graz’da yaşadığım sıralarda gördüm ve bir süredir de ona özlem duyuyordum. Açıkçası, buralarda olabileceğine çok fazla olası gözüyle bakmıyordum. Ama oluyormuş meğersem. Hala bir umut var gibi sanki.

İzmir, aslında İstanbul’a kıyasla çok daha küçük bir yer. Ya da, daha doğrusu, İstanbul çok büyük(fazla büyük) bir yer. Belki de bu yüzden İzmir, İstanbul’dan daha yaşanası bir yer olarak görünüyor gözüme. İstanbul’un insani kısmını çıkardığımızda dünyadaki hiçbir şehir, onunla boy ölçüşemez. O yüzden de, turistik açıdan belki de en dolu, en güzel şehir İstanbuldur. Bir çok şehir gördüm, İstanbul gibisini görmedim. Ama İzmir, daha farklı olarak, gezmek yerine yaşamak için tercih edilebilir. Çünkü daha küçük, daha insani bir yer. Ayrıca, tüm güzel yerlere(Çeşme, Seferihisar, Urla, Foça, hatta Ayvalık, Bodrum) çok kısa bir sürede ulaşabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra, yapılabilecek hobi etkinliği sayısı da alabildiğine fazla. Gerek su sporları, gerek dağ sporları olsun oldukça fazla seçenek mevcut.

Gelelim, daha dar konulara. İlk söyleyebileceğim, hava sıcak. Sıcak derken, gerçekten sıcak! Karlsruhe’de bir aydır eksilerde yaşarken, burada yirmi dereceyi görünce dedim ne oluyor? Şu anda t-shirt ile terliyorum. Lütfen dikkat, Aralık’ın sonundayız!

Alsancak, her zamanki kadar güzel, her zamanki kadar canlı, her zamanki kadar Alsancak. Akşamları insanlar bir bira ya da bir tek atıp evlerine geçiyorlar, her yaştan ve her çevreden insan var. Belirtmeliyim, yaşantıya bakıldığında, İstanbul’da son dönemlerde artmış olan yapay tikilik buraya henüz gelmemiş. Birbirlerini paralarıyla ya da statüleriyle ezmek için bakmıyorlar insanlar. Herkes, yan yana masalarda aynı rakıyla aynı balığı, aynı birayla aynı patatesi tüketiyor. Tiki yok değil tabi, var ama İstanbul gibi değil.

Madem ki Alsancak’tan ve dolayısıyla hayattan söz ediyoruz, bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Kahve dükkanlarının sayısı patlamış. Ama ne patlama!!! Her yerde kahveci açılmış. Ama başka bir şey daha var bunlarla ilgili, o da şu, bu kahveciler içinde Amerikan zincirlerinin sayısı oldukça az. Çoğu farklı isimlerde farklı kahveciler. Bağdat Caddesi’nde n tane Starbucks, k tane de Gloria Jean’s olduğunu, hatta daha da ileri gidersek, m tane alışveriş merkezinde hem Starbucks, hem de Gloria Jean’s olduğunu, bazen bonus olarak bir de Kahve Dünyası bulunduğunu düşlünürsek, durumun ne denli farklı olduğunu anlayabiliriz. Konuyu açınca baktım, İzmir’deki toplam Starbucks sayısı, sekiz. Eminim, sadece Bağdat Caddesi’nde daha fazla vardır =).

Muhtemelen sadece Ege’de(İzmir’de) göreceğim bir şey daha dikkatimi çekti: İnsanlar, burada balık yiyorlar. Bir öğle vakti Kordon’da(birinci kordon) turlarken, restoranlara göz attım. Her türden yer ortalama doluyken, balıkçılar ağzına kadar doluydu. Bu bile yeterince sevdiren bir neden. Balık yahu, ötesi var mı?

İzmir’in kızları güzel! End of discussion!!!

İzmir’de yenilik olarak banliyö trenleri sayılabilir. Şöyle ki, çok kısa bir süre önce çok uzun ve şehir içinden(Alsancak, Karşıyaka) geçen, metro bağlantılı ve havaalanına dek giden bir banliyö hattı açmışlar. Hattın bir kısmı da körfezin tam sonunda deniz kenarından gidiyor. Oldukça keyifli ve kullanışlı bir hat yani. Bu hat, aynı zamanda gelmiş amcamın evinin 2,5 dakikalık yürüme mesafesine konmuş. Zaten Karşıyaka iskeleye 10, Bahriye Üçok(?) otobüs son durağına da 7 dakikalık mesafede bulunan bir evi var. Daha ne olsun? Sadece eğer KentKart sahibi değilseniz, toplu ulaşım çok pahalı!

Son olarak da karşılaştığım bir başka şeye daha değineyim. Bu sabah evden çıakrken, teyzemin biri apartman kapısından giriyordu ve beni tanımamasına rağmen okudu-üfledi, hayır dualarıyla kapladı her yerimi. Allah razı olsun, o ayrı tabi, ama insanların aynı apartmanda yaşayıp, birbirlerine selam bile vermediği İstanbul’dan sonra böyle bir şeyle karşılaşınca şok oldum. Beni amcamla karıştırmış olması da olası tabi ki, ama yine de şaşırtıcı yahu!

Herşey içinde herşey(Bu kısım @Kizilca için), İzmir candır. Bu kadar da netim. Döneceğim zaman iş bulsam da burada yaşasam…

PS: Şu anda yaklaşık 10 yıldır görmediğim bir şey olan uçan balon gördüm. Vay be…

[Ekleme] Karşıyaka tarafından Alsancak’a giderken KentKart(İzmir’in Akbil’i) sahibi olmadığımdan ve jeton veya bilet gibi bir şansım da olmadığından, birinden beni turnikeden geçirmesi için yardım istedim. Kızıyla birlikte trene binmek üzere olan adam, kendi geçtikten sonra beni de geçirip döndü arkasını ve gitti. Ardından seslenip ücreti uzattım ve aldı. Ama ben sormasam, adamın hiç isteme niyeti yoktu. İlginç…

Sohbete katılın

1 yorum

  1. Dün İzmir’den gelmiş biri olarak yazdıkların daha anlamlı buldum. Çoğunu gözümde canlandırabildim 🙂 Ekleme kısmında anlattığın olayı Lyon’da yaşamıştım. Bana biletini verdi diye gözleri ışıl ışıl olan insanlar görmüştüm 🙂

    İzmir’in insanda bıraktığı tat başka gerçekten.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir